Otel odasının karanlık köşesinde Ivy’nin dolgun bedeninin kıvrımları şehvetle parıldıyordu. Siyah teni, loş ışık altında adeta ateşlenmiş gibiydi; kalçaları esnekçe yayılırken, o meydan okuyan bakışlarıyla adamın canavarca arzusunu körüklüyordu. Yer yataklarında başlayan bu oyun, aniden kontrolden çıkarcasına sertleşti. Adam, içgüdülerinin esiri olmuş, Ivy’nin sırtını usta elleriyle kavrayıp öne doğru bükmüştü. İncitmeden ama doğrudan içine sokmaya başladı kara hayvan gibi; amının darılığı onu daha da çıldırtıyordu. Her saplayışta Ivy’nin tutuk nefesi odanın duvarlarına çarpıyor, ahenkle yükselen inlemeleri ortamı elektrikle dolduruyordu.
Sertlik dozajı artarken, adam topuğunu kalçasına dayayıp daha derin bastırdı; Ivy’nin amcığı aniden genişleyip yumuşak dili gibi onu içine çekiyordu. Yarağının her kalkışında kadının ezilmiş teninde kırmızı izler beliriyor, içinden patlamaya hazır bir volkan gibi titriyordu. Gırtlaklarından zorlukla çıkan “Aaa… daha… yaa…” nidaları ve hırıltıları birbirine karışırken, ikili arasında kopmaz bir bağ kurulmuştu adeta. Kadın boynundaki damarlar kabarıyor, dudakları hafifçe kanlı bir tat bırakacak şekilde yarılıyordu.
Adam ürkekten değil; hırçınca gagasını çıkarıp girmeye devam ederken Ivy de ona karşı koymuyordu artık; vücudu bütün direncini bırakmıştı kendini yaramaz köpeğe teslim eden gibi. Suyla ıslanmış kasıkları birbirine sürtünüyor, amcığını sıkarak karşılık veriyordu sertliğe. En sonunda ondan gelen dayanılmaz bir kökleme dalgasıyla tüm bedenleri sarsıldı, Ivy yüksek sesler çıkararak zemindeki yorganlara yapıştı. Bu deli dolu otel odasında ikisi de kaybolmuştu; sınırlar dahilinde sapıklığın ve arzunun en çıplak haliydi bu…